Da da da daa!
Hiç farkında değilsiniz ama aslında bahsedeceğimiz kısacık ömürlü akımı çok iyi biliyorsunuz. E o halde kısacık ömürlü dememiz de saçma olacak değil mi? Elbette ya! Dadaizm'den etkilenen tanıdığınız o kadar çok sanatçı, etrafınızda "dada dada" diye bağıran o kadar çok obje olması muhtemel ki. Haydi hiç bilmiyorsanız bile Franz Ferdinand'ın "Darts of Pleasure" videosunu izlemiş olmalısınız…
Dadaizm ya da Dada; hangisi keyifcağızınıza daha şenlikli geldiyse onu kullanın. Bizim keyifcağızımız Dada demek istiyor. Dada, şiir, tiyatro ve görsel sanatlar; ama en çok grafik dizayn alanlarında etkili olmuş bir I. Dünya Savaşı sonrası kültürel hareket. 1916'da Zürih'de ortaya çıktı. Temelinde başka şeyler de var tabii; ama esas çıkış noktası savaşın barbarlığına olan tepkiydi. Başka şeyler dediğimiz de şu ki; Dadaistler savaş kadar sanatın standartlarına da karşıydılar.
Aslında karşı oldukları şeyler saymakla bitecek gibi değildi; teknolojiye olan bağlılığa, toplumun yozlaşmasına, burjuva toplumuna ve onun için önemli olan her şeye, savaşa, geleneklere, dine ve hatta sanatın kendisine bile karşıydılar. Sanatta ve hatta günlük hayatta epey sıkıcı bir düşünsel kesinliğin hüküm sürmesi gerektiğine inanıyorlardı. Bu tepki de işlerine kasıtlı olarak bazı irrasyonel etmenler sokarak kendini gösteriyordu. Bu irrasyonellik, sanatçının yaratıcı yönünü kısıtlayan her türlü şeye olan tepkiydi aslında, bir işlevi de görenleri şaşırtıp sarsmaktı. "Alın işte", demiştik her şeye tepkililer diye.
Dadaistler, sanatı canlandırmanın yolunun, yeni deneysel anlatım tarzları bulmak olduğunu düşünmüştü. Füturizmden etkilenmiş, sürrealizmi etkilemiş, daha doğru ifadeyle sürrealizmin doğmasını sağlamış bir akımdı dadaizm. Pek çok dadaist daha sonra sürrealist olmuştu.
Dada isminin nereden çıktığı meçhul. Bazıları hiçbir manası olmayan bir kelime olduğunu söylüyor. Bazıları ise Romanyalı sanatçılar Tristan Tzara ve Marcel Janco'nun sürekli Romence "da, da", yani "evet, evet" demelerinden kaynaklandığı konusunda ısrarlı. Bir kısım ise, 1916'da Zürih'te yeni bir anlatım formu bulmak için toplanan sanatçıların Almanca - Fransızca sözlüğü açıp tesadüfen bir kelime seçtiklerini iddia ediyor. "Dada", Fransızca "hobi" ve "tahta at" demek. İkinci iddia daha eğlenceli tabii.
Dada akımı, 1916'da Zürih'te ortaya çıkmış demiştik. Hatta daha spesifik bir tarih de verebiliriz: 6 Kasım 1916. O gün Cabaret Voltaire adlı bir kafede toplanan Tristan Tzara, Jean Arp, Richard Hülsenbeck, Hugo Ball, Marcel Janco ve Emmy Henningsin, bu yeni akımı yaratmaya karar vermişler. O sırada hemen yanlarındaki binada Lenin Rusya hakkında planlar yapmaktaymış. Dada'nın babası, "edebiyatta ve görsel sanatlarda estetik olan ne varsa o sanatçı bozuntularının kafalarına geçirelim" diyen Tristan Tzara'ymış.
Macar şair Tristan Tzara, 1917'de DADA adlı dergiyi çıkarmaya başladı. Bu dergi, o kafede toplanan herkesin katkısıyla yayımlanıyordu. Tzara ve kankaları, "ses şiiri", "anlamdışılık şiiri" ve "şans şiiri" dedikleri yeni şiir türlerini bu dergide denemeye başladılar. Giderek Fransa'nın en önemli edebiyatçıları dergiye katılmaya başladı. Dada'ya ilgi gösterilmeye başlanmıştı. Savaş 1918'de bittiğinde, Dada bu kez Almanya'daki aşırı sağ politikalara karşı tepkiliydi.
Dada, sadece Zürih'te kendine yer edinmekle kalmadı, New York, Berlin, Köln, Paris ve Hannover kentlerinde de kendini gösterdi. Ancak şehirden şehire değişiklikler gözleniyordu; Almanya'da politik, Paris'te daha bir teatral, New York'da eğlenceli şekilde yorumlanıyordu. New York'daki önemli dadaistler Marcel Duchamp ve savaş sırasında Paris'ten kaçmış sanat öğrencisi Beatrice Wood; Paris dadaistleri ise kendilerine Cologne Dada grubu diyen Max Ernst, Hans Arp ve Alfred Grunwald idi. Alfred Grunwald, "ufak olsun, bize kalsın" diye düşünüyor, akımın yayılmasını istemiyordu. Büyük ihtimal bu yüzden, Paris'teki ilk Dada sergisinin açılması için 1921'e kadar beklenmesi gerekti. Farklı şehirlerdeki Dadaistler, çekirdek kadro ile sürekli bağlantı halindeydi.
Sonraki | »
1 | 2
















