Gizemkar dehşet üstadı: Sadık Yemni
- Hollanda bir hoşgörü devleti olmasıyla ünlü. Kitaplarınızın Hollanda’da okunduğu, hatta Muska’nın Hollanda’daki en büyük edebiyat ödülüne aday gösterildiği de biliniyor. Hollanda’da size ve kitaplarınıza nasıl yaklaşılıyor? Metros’daki bir karakter Amsterdam’ın Şövalyeleri’ne hafif ırkçılık kokan bir gönderme yapıyordu. Sizce Hollanda’daki edebiyat çevresinde ırkçı bir ayrım var mı?
Hollanda, bir Fransa ve Almanya değil haliyle. Amsterdam’ın özellikle övünülecek bir liberal geçmişi var. Yalnız ülke Avrupa kültür hamurunun karıldığı yerin de tam göbeğinde durmakta. Kapitalizmin başladığı ilk ülke. Kolonist geçmiş cayır cayır. Bu nedenle yukarda sözünü ettiğim akademik, genetik yeteneklere yeterince sahiptirler. Eskisi kadar heyecanla inkar etmiyorlar üstelik son zamanlarda. Bu da kayda değer bir gelişme. Dördüncü yıldız, Kadavra ve Beyaz üçlüsünü bekleyin. Kafanızdaki çok şey aydınlanacak.
- Bir de çeviri meselesi var. Türkçeniz çağdaş örneklerinden oldukça değişik. Kullandığınız dil için melodik demek bile olası. Bu durum çeviride bir zorluk yaratıyor mu? Kitaplarınızı siz mi çeviriyorsunuz?
Yazarken çevrilebilir mi, çevrilemez mi kaygım hiç olmaz. İçimden aktığı gibi yazarım. Bir Mozartseverim ben. Dilim de melodiktir belki de, biraz da, bu nedenle de. Çevirilerdeki zorluğu bizzat izleyebiliyorum. Kontrollar sırasında örneğin. Çevirileri kendim yapamıyorum en çok bu nedenle.
- Son yıllarda ‘dışarıdaki’ Türklerden arka arkaya iyi haberler geliyor. Almanya’da Akif Pirinçci’nin iyi satış rakamlarına ulaştığı biliniyor, yine Almanya’da Fatih Akın sinema alanında iyi işler yapıyor. Bu durum biraz da Amsterdam’ın Gülü’ndeki “Gölgeler” fikir kulübünün amaçlarını andırıyor gibi. Sizce bu neslin yükselişi sürecek mi? Sürerse Avrupa’daki Türk ağırlığının artacağını düşünüyor musunuz?
Yükseliş elbetteki sürecek. Örneğin ben kendi türettiğim terimle ‘homoturcus’un, insan Türk’ün sagasını kaleme almaktayım. Bunlar yakında Türkiye’de yayımlandığında durumun portresini daha iyi görebileceksiniz. Bizler sizlerin oradaki, uzantılarınız, sonda araçlarıyız, miyarız, turnusol kağıdıyız ve de en çok da katalizörüz galiba. .
- Amsterdam serisi birinci kişinin bakış açısıyla, diğerleri ise tanrı benzeri bir anlatıcı tarafından anlatılan kitaplar. Bu anlatım tarzlarından hangisi size daha yakın? Veya anlatım tarzınız anlatacağınız öyküye bağlı olarak mı değişiyor?
İlk iki romanımı birinci kişinin bakış açısıyla yazdım. Bunda ustam Len Deighton’ın kitapları etkili oldu. Sonra daha derine kazabilmek ve herkesi kapsayabilmek için anlatıcı + anlatılan türüne geçtim. Benim üslubumu türler ötesi yapan bu tekniktir.
Sonraki | »














