İşte Genç! Türkiye İş Bankası - Türkiye'nin Bankası
müzik sinema oyun spor teknoloji yaşam kitap kültür sanat bankanız
Üye Girişi Üye Girişi
Yeni Üye Yeni Üye
Mesaj Kutusu Mesaj Kutusu
Yardım Yardım
bir de bunlar var
Tüm Yazılar
Arşiv
Üye Görüşleri
kitap

Metafor mu masal mı? İhsan Oktay Anar

Metafor mu masal mı? İhsan Oktay Anar"Bir insanın kendini yazar, öğrenci, genel müdür kimliği içine sıkıştırmasını bununla kıvanç duymasını anlayamıyorum. Ne kötü diyorum, ne de olumluyorum; fakat anlayamıyorum. Dünya o kadar büyük ve seçenekleri o kadar fazla ki keman çalmak bize zevk veriyorsa niye yazar olarak kalalım, bu dünyaya eğlenmeye geldik."

Fantastik edebiyat ve tarihî romanlara son zamanlarda yapılan tuhaf eleştiriyi hepimiz biliriz herhalde, günümüz gerçeğine okurları uzaklaştırıyorlarmış, okurları hayal alemine sürükleyip güncel sorunları unutturuyorlarmış. Fantastik edebiyatın "baba"sı Tolkien'in bu eleştirilere yıllar önce verdiği cevapsa çok muzipçe: "Kaçış en çok kimi korkutur? Elbette gardiyanları!.." Gardiyanların çığlıklarını kulak ardı ederek son yılların en nitelikli yazarlarının arasına giren İhsan Oktay Anar'ı tanıyalım istedik. Türkiye' de fantastik edebiyat denince "yok ki" ya da "vasat" değil, "Puslu Kıtalar Atlası", "Kitab-ül Hiyel", "Efrasiyab'ın Hikâyeleri", "Amat" diyelim ki soruyu soranın da ağzını açık bırakabilelim.

Ailesi Tatar asıllı olan İhsan Oktay Anar; 1960'da İzmir' de doğar. Babası Anadolu'yu dolaşan bir devlet memurudur. Liseyi ikinci öğretim yoluyla bitirdiğinden her istediğini okuyacak yeterince vakti olduğunu söyler. Ege Üniversitesi Felsefe Bölümü’nden mezun olan Anar, master ve doktorasını da burada aynı üniversitede yapar. “Sokrates öncesi felsefede varlık sorunu” başlıklı teziyle yüksek lisans; "Antik Yunan felsefesinde zaman kavramı" başlıklı teziyle doktora derecesini alır, halen aynı üniversitede öğretim görevlisidir.

Anar'ın ilk romanı "Puslu Kıtalar Atlası", 1995'te yayımlandığında, fantastik edebiyat ile tarihî roman arasında bir yerde konumlandırılır. Her ikisi için de gerekli bilgi birikimine, yaratıcılığa, dil yetkinliğine sahiptir "Puslu Kıtalar Atlası", fantastiğin akıldışılığı ile tarihî romanın sağlam zemini kesişir. Olağanüstülüklerle örülü romanın geçtiği yer ve zaman vardır: Konstantiniyye (İstanbul),1681-1684 yılları. Romanın konusunu kısaca özetleyelim: Uzun İhsan Efendi rüyaya yatarak dünyanın atlasını çizmeye çalışan, teoriden yana olan, pratikten korkan bir karakterdir. Buna rağmen oğlu Bünyamin'in lağımcı ocağına katılıp savaşlarda macera yaşamasını destekler; çünkü gizli bir teşkilatın, kıyamet gününün, düşlerin gücüyle örülü bir maceradır bu. Bünyamin’e macerasında babasının hazırladığı bu atlas eşlik edecektir, işte "Puslu Kıtalar Atlası" bu.

İlk anda sıradan insanlar gibi görünen kahramanları ayrıcalıklı kılan, tutkularını dizginleyememeleri, zaten dizginlemek de istememeleridir: Bilgi, zevk, güç, eğlence, merak tutkularına yenilirler ve bu sayede de anlatılmaya değer bir hikâyeleri olur. Anar romanını hepimizin belki de çocukluğumuzdan beri bildiğimiz, Rene Descartes'ın bir felsefe klişesinin dönüştürülüşü üzerine inşa eder: "Düşünüyorum, öyleyse varım" Romanın varoluş nedeni Uzun İhsan Efendi ve düşleridir aslında. Dünya ancak o, düşlediğinde vardır, yani düşünüyor olması sadece onun var olduğunun değil, dünyanın da varolduğunun kanıtıdır; roman, okurlar, diğer tüm kahramanlar Uzun İhsan Efendi'nin hayal gücüne borçludurlar varlıklarını. Fantastik ve felsefinin eğlenceli bir kurgusudur Puslu Kıtalar Atlası. Rene Descartes romanda "Rendekar" adlı bir filozofa dönüştürülmüş.

Puslu Kıtalar Atlası'nın en şaşırtıcı yanı Anar'ın İzmir'de yaşayan bir yazar olmasına rağmen İstanbul' un sokaklarının, tersanelerinin, Suriçi semtlerinin, ahşap konaklarının gizemli masalını en ince ayrıntılarına dek anlatması olsa gerek. Okurlarını sadece şaşırtmakla kalmamış, ürkütmüştür de Anar; sadece kitap okunarak böylesi bir hayal gücü nasıl mümkün olabilir ki? İstanbul'un hepimizin bildiği ama ya hiç görmediği ya da her gün önünden geçsek de dikkat etmediğimiz ayrıntıları tek başına bir okunma nedeni olmalı. Tarih kitaplarının sıkıcılığından yakınıyorsanız ama "yine de İstanbul tarihini öğrenmeliyim bir şekilde" diyorsanız bunu en azından tüm edebiyat çevrelerince hayran olunan bir romanla yapmalısınız. Osmanlı İmparatorluğu'nda hiçbir dilenci loncasının ya da sarayın da gerisinde duran bir gizli teşkilatın var olabileceğini düşündünüz mü?

Sonraki | »

1 | 2

Sayfayı paylaş  |   Google  Del.icio.us  Facebook  Digg  StumbleUpon  Mixx

Başlangıç Sayfam Yap Favorilerime Ekle Sayfayı Arkadaşım da Görsün Kullanım Şartları Biz Buradayız
© 2002 Türkiye İş Bankası | Yasal Uyarı