Jim Jarmusch Hollywood’a karşı

Jim Jarmusch oyunculuk da yapar, hatta çok da iyi yapar. Ancak kendi filmlerinde oynamaz, dostlarının filmlerinde görünür. Güzel örnekler “Blue in the Face”, “Sling Blade” ama özellikle “Blue in the Face” izlenmelidir. Hatta izlemediyseniz büyük kayıp, Jim olmasa da izlemeniz gereken iki süper filmden bahsediyoruz.
Jim Jarmusch, Neil Simon ile de kankadır. Hatta bu sayede belgesel işine de bulaşmış, Neil Simon’ın hayatını anlatan “Year of the Horse”u çekmiştir. Hem de 8 mm ile.
Jim Jarmusch sanki Amerikalı değilmiş gibi film çeker. Amerikalı olmayan bir yönetmen nasıl Amerikan filmleri çekerse o da işte öyle çeker. Amerikan yaşam tarzını hicveder, gözlem yeteneği kuvvetlidir. Tespitini yapar, duygu sömürüsünde tarzı Avrupalı yönetmenleri andırır ancak Amerikalı olduğu bellidir. Bu yüzden Avrupa’da ülkesinden daha çok sevilir, ülkesinde fazla Avrupalı bulunur. Jim de az değildir, hatalı planlar kullanıp konusu kadar teknikleriyle de Hollywood sinemasına baş kaldırır. “Belki bilmiyor da yapıyor hatayı, ne biliyorsun” da denmez. Jim, koskoca New York Üniversitesi’nin film bölümünü bitirmiştir.
Jim Jarmusch’un dil ve ifade konusunda takıntılı olduğunu da “Ghost Dog”da görebiliriz. Fransızca ve İngilizce konuşan iki kişinin yakın dost olması başka ne anlama gelebilir. Yabancılık konusuna takmış işte adam.
Şimdi canınız Tarantino filmleri ve “Smoke” ile “Blue in the Face”ten sonra sinema tarihinin en güzel geyik muhabbetlerini barındıran “Coffee and Cigarettes”i izlemek istemedi demeyin sakın bize!
1 | 2














