Alice in Wonderland: Şarlatanlar diyarına hoşgeldiniz!
Son zamanlarda pek formunda görmediğimiz Tim Burton, yetişkinler için bir halüsinasyon ile sahalara geri dönüyor.
Karşılaştığı her karakter, Alice’in kafasını karıştırmak veya ona eziyet çektirmek için tasarlanmış, hafif kendini kırmış bir zihnin ürünü. Çocukken, bu hikayenin esprisini hiç çözemedik, sevenine de pek rastlamadık.
Tim Burton’ın “Alice in Wonderland”i, çocukken neden bu masalı anlamadığımız sorusuna tokat gibi bir cevap. “Alice Harikalar Diyarında”, bir çocuk masalı muamelesi görmesine rağmen aslında her zaman bir yetişkin eğlencesiymiş meğer. Çocukların kendi ellerini tutup yüzlerini tokatlayan, sonra da “neden dövüyorsun kendini ha, neden, ha neden” diye kıkırdayan hain dayılar örneğindeki gibi.
Tim Burton’ın “Alice in Wonderland”i, Disney’in 1950’ler filminden çok, Johnny Depp’in sunduğu bir “Alacakaranlık Kuşağı” bölümü olarak düşünülmeli: Orijinal romanı ve devam bölümünü alıp, Alice’i de ikinci kez beyaz tavşanın peşinden yanlış yollara sapmış bir kız yapıp, Tim Burton’a kariyerinin sonuna kadar yetecek bir “al istediğini yap” imkanı sunmuş.
Tek eleştirimiz, Burton’ın bilgisayar mamülü karakterlere fazla sırtını dayamış olması. Alan Rickman, Michael Sheen, Stephen Fry gibi dehşetengiz bir İngiliz kadro tarafından seslendirilmelerine rağmen, çıktığınızda aklınızda kalan tek şey, Johnny Depp’in Oscar’lık oyunu olacak.
Son olarak, üç boyut deneyimi Avatar gibi olacak filan sanmayın. Çoğu karakter, arka fonun önünde duran birer karton gibi duruyor. Çoğu karakterin, arka fonun önünde duran oyun kartları olduğunu düşünürsek, aslında bir sorun da yok gibi!














