The Cove
Filmimiz, adeta yunus severler için çekilmiş bir James Bond filmi ve Cousteau belgeseli kırması. Yoksa yüzü gülen Flipper, için için kan mı ağlıyordu?
The Cove, iki paralel hikâye anlatıyor. Biri, Japonya’daki bir koyda gerçekleşen yunus katliamı hakkında. Her yıl yüzlerce yunus, akvaryumlara satılmak üzere avlanıyor, bu sırada ölen yunuslar ise, sağlık için zararlı civa barındırmasına rağmen balina eti diye satılıyor. Diğer hikâye ise Flipper rolünü oynamak için beş yunus eğitmiş Richard O’Barry hakkında. O’Barry, televizyon içn yunuslara eziyet edilmesini içine sindirememeye başlayınca, kendini dünyada tutsak kalan yunusları özgür bıramaya adamış, yasal veya pek de o kadar yasal olmayan yollarla!
The Cove, sadece bir belgesel değil. Başarılı sinematografisi ve şaşırtıcı esprili dili ile keyifli bir film. O’Barry’nin ödüllü dalgıçlar ve Hollywood’dan özel efekt tasarımcıları ile gerçekleştirdiği numaralarda, Ocean’s Eleven tadı bile var. Bu kadar eğlenceli olduğuna bakma, izlerken yüreğin burum burum olacak ve hiç bilmediğin şeyler öğreneceksin; mesela yunusların güzel ifadesinin evrimsel bir hata olduğunu, bizden sonraki en zeki memeli olduklarını, insanlardan çok daha iyi duydukları için gösteri havuzlarındaki müziğin canlarını yaktığını, hatta depresyon sebebiyle ölebileceklerini...
İnsanlığın doğayı nasıl yok ettiğine dair birçok belgesel izledik, “The Cove” en iyilerinden biri. Sadece bir belgesel demek haksızlık olur, zaman zaman duygu yüklü bir film, bazen de sıkı bir gerilim.














