Yarışan sporcular mı, teknoloji mi?
Sporda kırılabilecek tüm rekorlar kırıldı mı? Yoksa bundan sonra kırılacak rekorlar, artık mühendislerin ve bilim adamlarının rekorları mı olacak?
Chelsea’nin eski teknik direktörü Jose Mourinho, bir seferinde sporcuların kondüsyon olarak insan fiziğinin en üst limitinde olduğunu söylemişti. Mourinho, beslenme hakkındaki yoğun araştırmalar, yasal sınırlar içinde kondüsyon artırıcı takviyeler ve antrenmanlarda kullanılan üst düzey teknoloji ile sporcuların hiç olmadıkları kadar hızlı, esnek ve güçlü olduğunu söylemeye çalışıyordu. Peki, gerçekten de insani sınırların limitlerine ulaştıysak, bundan sonraki rekorları sporcuların kullandığı ürünler mi kıracak?
Rüzgâr tüneli:
Kış Olimpiyatları’nda İngiltere’ye kızakta altın madalya götüren Amy Williams, kullandığı kızak ve kask için 200 saat rüzgar tünelinde yattı. Kullandığı kızak, dört yılda tasarlanmıştı. Olimpiyatlarda kullanılan kaskların büyük çoğunluğu, BAE Systems adlı bir firmaya ait. Bu firmanın uzmanlık alanı ne biliyor musunuz? Jet uçaklarının ve denizaltıların aerodinamik sorunlarını çözmek. Rüzgâr tüneli, bisiklet ve kayak dallarında rekor kırmak isteyen bir sporcunun da en büyük dostu. Bisiklet kullanırken vücut pozisyonuna göre baş parmakların gidonun üstünde ya da altında durması bile, birkaç saniyelik fark anlamına geliyor.
Tekstil:
FINA, 2010 itibariyle laboratuarda geliştirilmiş kumaşların ve nano teknolojinin mayolarda kullanımını yasakladı. Poliüretan mayoların çıkışını takip eden yıl, 2008 olimpiyatlarında 28 dünya rekoru kırılmıştı. Kış Olimpiyatları’nda Kanada’nın kostümlerini tasarlayan Japon firması, Kanada Uzay araştırmaları Enstitüsü ile birlikte çalıştı. Tek bir kostümün farklı yerlerinde toplam 18 değişik cins kumaş kullanıldı. Kış Olimpiyatları’na giden Amerikalı her sporcu, yüzden fazla prototip kostümün rüzgar testi deneyini yaptı. Sporcuların iç giyimlerinde de, nefes alan nano teknoloji ürünü kumaşlar kullanılıyor. Kadın sporcuların sutyenleri bile, yoğun bilimsel araştırmaların ürünü.
Bilgisayar yazılımları:
Amerikalı yüzücüler, 2000 yılından beri vücut pozisyonu, kol ve bacak hareketlerini optimize etmek için bilgisayar simülasyonları kullanıyor. Futbol toplarının tasarımı için de 2002’den beri bilgisayar simülasyonları kullanılıyor. Rüzgâr testinin maliyetlerinden dolayı motor sporları, ayakkabı, tekne, bisiklet ve kask tasarımlarında da simülasyonlardan yararlanılıyor.
Yüksek teknoloji ürünü materyaller:
Kayaklar, golf sopaları ve tenis raketleri, artık seramikten yapılıyor. Seramik, çelikten daha hafif olduğu ve gücü daha iyi ilettiği için golf sopalarında kullanılıyor. Daha az titreştiği, bu yüzden yüksek hızlarda %5 daha iyi tutunma sağladığı için kayaklar ve snowboard’larda tercih ediliyor. Tenis raketlerinde, 2005’ten beri piezoelektrik lif denek bir materyal kullanılıyor. Bu liflerden yapılan raketler, topun %15 daha fazla hız kazanmasını sağlıyor ve bilek rahatsızlıklarını da azaltıyor. Sırıkla atlamada artık bambu kamışların yerini alan alüminyum malzeme değil, cam elyaflı ya da mikro fiber kullanılıyor.
Doping:
Sporda teknoloji kullanımının bir nevi doping kullanmak anlamına geldiğini söyleyenlere inat, bir de teknolojiyi kullanan gerçek dopingler var. Spor karşılaşmalarındaki doping kullanım kurallarını belirleyen İsviçre’deki Dünya Anti Doping Ajansı, her yıl daha piyasaya çıkmamış ilaçları veri tabanına ekliyor. WADA’nın direktörü, “stereoidlerle aynı etkiyi gösteren ve henüz varlığını bilmediğimiz için testlerde kontrol edemediğimiz anabolik ilaçların kullanılıyor olması çok büyük bir ihtimal” diyor. Yani 2000 Olimpiyatları’nda steroid kullandığı yıllar sonra ortaya çıkan Marion Jones gibi örneklerle, ileriki yıllarda da karşılaşabiliriz.














